top of page

Yağmur aldı götürdü!

  • 12 Ara 2016
  • 2 dakikada okunur

Makina sesleri, insan sesleri, hayvan sesleri... Hayatın fon müziği gibi düşünebilirsiniz bu sesleri, lakin benim için bu günlerde yaşadığım ızdırabın yegane sebebi...

Kaosun sesi! Sanıyorum her gün düzenli bir işe gitmek yaşadığımız kaosu ritmik hale getiriyor. Birkaç gündür o kutsal ritmi bozmuş olmamdan olsa gerek dünyanın tüm seslerini aynı anda duyuyorum. Kulaklarımdaki hassasiyet beni delirtecek. Haftanın en ortasında, günün de bir yarısında çıktım sokağa. Amaçsızca yürüyorum. Bir an bir şey oldu. Sokağın gürültüsünden beynim uğuldayıp, ruhum sıkışınca, yolun ortasında durup çığlık atmak istedim. Yani hayal ettim. Belki de attım. Bilemiyorum. Yer yüzündeki en büyük gürültüyü ben yapmak istedim. Öyle bir çığlık atayım ki, tüm dünya şaşkınlıktan bir kaç saniyeliğine sesini kessin istedim. Sürekli korna sesi duyuyorum sokakta. Metroya girdiğimde jeton sesleri, otobüse bindiğimde akbil sesleri, kafede otururken yere sürten sandelyelerin metalik sesleri, markette yazar kasaların sesi beni delirtiyor artık. Yanımdan geçen ergenlerin ağızlarını yaya yaya konuşmalarını duyuyorum, abazan kalmış yurdum erkeklerinin hayvani iç seslerini duyuyorum, bir sevgilinin aşk acısının sesini duyuyorum, bir patronun yanında çalışan elemanını azarlayışını duyuyorum, bir villanın bahçesinde çalışan çim biçme makinasının sesini duyuyorum. “E ne var bunda? Bu sesleri hepimiz duyuyoruz!” diyebilirsiniz. Peki siz, yol kenarında nadir rastlanan üç beş ağacın altında yürürken kuşların bile delirmiş gibi öttüklerini hiç duymadınız mı? Kediler şaşkın, köpekler bıkkın, martılar arsız, kargalar yaşlanmış, kelebekler ölmüş... Bunlarla kalsa iyi, yakılan ağıtları da duyuyorum. En çok canımı acıtan da bu sesler... Bebeler ağlıyor, anneler ağlıyor, sevgililer ağlıyor, fok balıkları ağlıyor. Silah ve çekiç sesleri duyuyorum. Bam bam bam! Bam telim sızlıyor, bunca gürültü varken vicdanlar neden susuyor? Raptiya rap rap yürüyor askerler, yorulanlara Kuran ziyafetleri veriliyor, çatal bıçak sesleri sokaktan duyuluyor... Daha fazla dayanamayıp sokaktan kaçıyorum. Evime, kabuğuma geri dönüyorum. Kapıyı pencereyi sıkı sıkı kapatıyorum. Sokağın sesi artık uzaktan geliyor ama bu sefer de içimdeki sesi susturamıyorum. Uyumaya karar veriyorum. Yine kurtulamıyorum! Bilinç altımın gürültüsüyle sabaha kadar rüya görüp yoruluyorum. Sabah oluyor. Yine yeniden günün ilk gürültüsüyle uyanıyorum. Uyandırma alarmının sesi!.. İşe gitmek istemiyor olmanın sesi, terlik sesi, su sesi, ocağın sesi, midemin sesi, tv’nin sesi, iktidarın sesi, muhalefetin sesi, fakirliğin sesi, çaresizliğin sesi, işçilerin sesi, işsizliğin sesi, cahilliğin sesi, paranın sesi, reklamların sesi, lanet olası seda sayan’ın sesi, çöp arabasının sesi... ve en sonunda... pencerenin camına vuran yağmurun sesi... Bu sefer doyasıya dinledim o sesi... Tüm sesleri içine aldı, yıkadı, pakladı, akıttı... Dünya nihayet sesten arındı…

2010

Yorumlar


You Might Also Like:
IMG-20150726-WA0096
IMG-20150726-WA0032
IMG-20150726-WA0029
IMG-20150726-WA0027
IMG-20150724-WA0075
IMG-20150722-WA0082
20150720_081023
20150723_171052
IMG-20150721-WA0002
IMG-20150721-WA0010
IMG-20150718-WA0046
IMG-20150718-WA0043
Guguk-kusu
rota
Başlıksız-1
IMG_1600
CIMG3852
CIMG3190
DSC_1151
230
209461_10150184225272822_2683756_o
Başlıksız-1
CLvRA5
forest-04
12208300_10153657156922822_4462313531267070309_n
essay-writing
01-reading-a-book
tumblr_inline_n9n20p54yM1rba57i
200_s
cinema
tumblr_static_81kiply24twco4wssskgcsccs
e7fa4ff3aa7a8bdcda0c0010168798cb
spiral-the-great-circle-of-life-from-sacred-of-geometrys-facebook-page-946305_541235905913355_146467
wallpaper-nature-rainy-season
cffe67ff937c218b416c198ba3a43ded
rangi-papa
painting
rainy-weather-bamboo-tree-tattoo-design

             1980’de, Doğu Karadeniz’in bir köyünde, hayatı boyunca hiç manikür ve pedikür yaptırmayacak bir primat olarak dünyaya gelmiş. Kaçkar dağının eteklerinde, inekler, keçiler ve kartallar tarafından bir dağ kızı olarak yetiştirilmiş. Dağların keskin soğuğu cildini yakmış, Çoruh nehrinin azgın dalgalarında saçlarını yıkamış ve çok elma yemiş. O yüzden yanık tenli, kıvırcık saçlı ve kırmızı yanaklı olmuş.

Denizi ve asfalt yolları ilk defa 8 yaşındayken, ailesiyle beraber İstanbul’a taşınınca görmüş. Yüzmeyi 30 yaşında öğrenmiş. 30 yaşında gördüğü okyanusun derinliğinden çok korkmuş. Hala iyi yüzemiyormuş. Onu kartallar büyüttüğü için yüzmek yerine uçmayı tercih ediyormuş.

Çocukken başı kesik bir tavuğun hala koşabildiğini görünce travma geçirmiş. Kendi türünün omnivor bir hayvan olduğu gerçeğini bir türlü kabul edememiş. Bu yüzden türüyle hep kavga etmiş. Kedileri çok severmiş ama canlıların doğada yaşaması gerektiğine inanırmış, o yüzden şehirdeki evlerde kedi besleyemezmiş.

Yazı yazmayı öğrendiği günden beri günlük tutarmış. İlk-orta-lise ve üniversite eğitimini İstanbul'da tamamlamış. Mezun olduğu güzel sanatlar üniversitesi’nin rıhtımı, kendini ait hissettiği, özgürlüğünü ve yaratıcılığını keşfettiği ilk ve tek yer olmuş ama niyeyse yaşamak, öğrenmek ve para kazanmak için biraz acele etmiş. Üniversiteyi bitirmeden çalışmaya başlamış. Ama hiçbir zaman ihtiyacı olandan fazla para kazanamamış, bu yüzden ihtiyacı olandan fazlasını hiç harcamamış. Öyle ya da böyle bir gün okuldan mezun olmuş. Bir takım işler yapmış lakin kariyer yollarında da hiç öyle kendini paralamamış. Çünkü DNA diziliminde hırs denen gen yokmuş. Çalışmaktan çok sıkılmış. Uzakları merak etmiş. Vaktinden önce evlendiği adamla güney yarım kürenin en ucuna gitmiş. O kadar uzakta olmaktan çok korkmuş ve geri dönmüş. Kaldığı yerden devam etmek istemiş ama vaktinden önce evlendiği ve çok sevdiği adamdan ayrılmış. Çünkü kalbi kırılmış. Bir süre alçıda kalmış.

Yeni sayfalar açmış, yeni düzenler kurmuş, yeni insanlar tanımış, kırılan yerlerini alçılara sardırmış, yılmamış kırık dökük yola devam etmiş. Yaşama ve insanlara olan tutkusunu, merakını hiç giderememiş. Çok kitap okumuş ama kafa karışıklığı hiç geçmemiş. Sorunun ne olduğunu bir türlü çözememiş; babası mı onu sevmemiş, iyi bir vatandaş mı olamamış, öğretmenleri ona yanlış şeyler mi öğretmiş... muamma! 

Belki de lanetli hafızasıdır tek suçlu!

“Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.” Sait Faik Abasıyanık

İşte böyle olmuş Evrim.

Evrim Kim?

Join my mailing list

Search by Tags

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page